.....................................
Menü Bölümü kodları asagıda
.....................................
30/7/2008 - Kandiliniz Kutlu OlsunDaha doğrusu geçmiş Miraç Kandili'niz kutlu olsun.Kusura bakmayın.Dün çok yoğundum ekleyemedim yazı falan,ama şimdi kutluyorum...Bu sayfadan günün anlamı ile ilgili yazıları okuyabilirsiniz... http://www.biriz.biz/itikat/mirac.htm Sevgiler Dilekkiz... |
| Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
28/4/2008 - ELEKTRONİK POSTAİşte size "@" işaretinin öyküsü....ELEKTRONİK
POSTA E-mektup
olarak kısaltılan elektronik mektup, bilgisayarımızı diğer ağ kullanıcılarına
mesaj yollamak için kullanılan bir yöntemdir. İletişim kurmak için oldukça iyi
bir yoldur. Yazdığınız mektubu çok uzak bir ülkeye bile birkaç dakikada
gönderebilirsiniz. Ayrıca uluslar arası telefon görüşmeleri gibi pahalı
değildir. İnternetin hayatımıza girmesiyle birlikte en
sık kullandığımız işaret, et(@) işareti oldu. Amatör kullanıcılar, şirketler,
ünlüler, politikacılar, hemen hemen herkes bir elektronik posta adresi olarak
isminin arkasına “@” işaretini yerleştirdi. Bu işaret modernliğin, hızın,
İnternete bağlı olmanın sembolü oldu. Peki, bizim İngilizceden çevirerek “et
işareti” dediğimiz bu sembolün nerdeyse 500 yıllık bir tarihi olduğunu biliyor
muydunuz? Bu işaret ilk defa 1971 yılında Ray Tomlinson
tarafından kullanıldı. Bilgisayar mühendisi Tomlinson kendisine gönderdiği ilk
elektronik mesajı, kısaca ifade etmek için “@” işaretini seçti. Peki neden “@”
? “Klavyede kimsenin adında kullanılmayan ve
karışıklığa yol açmayacak bir işaret aradım” diyen Tomlinson “@” işaretini bu
yüzden kullandığını belirtiyor. Dil
bilimciler bu işaretin ilk olarak Orta Çağın başlarında el yazmaları üzerinde
çalışan keşişler tarafından kullanıldığını iddia etmektedirler. Keşişlerin bu
işareti; “içinde”, “tarafında”, “yanında” anlamlarına gelen Latince kelime “et”i
temsil ediyordu. Bazı dil bilimcilere göre de bu işaret 18.
yüzyılda ticarette kullanılan bir semboldü.”5 elma @ 10 peni” dendiğinde 5 tane
elmanın 10 peniye satıldığını ifade ediyordu. Bugünlerde “@” işareti ile ilgili olarak en büyük problem bu işaretin okunuşunda yaşanıyor. Evrensel bir işaret haline gelen “@” in ortak bir ismi yok. Bu işarete Portekizliler “arroba”, Fransızlar “atsingn” diyorlar. Türkçede ise pek yaygın bir kullanımı olmamakla birlikte “@” işareti “güzel a” olarak tanımlanıyor. Ancak en sık kullanılan ifade İngilizceden çevrilen “ et işareti” ifadesidir. |
| Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
28/4/2008 - GS:1-FB:0 Kutlarız Seni GSGalatasaray: 1 - Fenerbahçe: 0 Turkcell Süper Lig'deki Derbi Maçta Galatasaray, Fenerbahçe'yi 1 -0 Yenerek, Ligin Son 2 Haftasına Girilirken 3 Puan Farkla Liderliğe Yükseldi ve Şampiyonluk Yarışında Çok Önemli Bir Avantaj Yakaladı. Ali Sami Yen Stadı'na lider gelen İlk yarısını 1–0 önde tamamladığı karşılaşmanın ikinci yarısında da Galatasaray'ın tam saha presi sürdü. Fenerbahçe'yi özellikle orta alanda top kayıplarına zorlayan Galatasaray, bunda da başarılı oldu. Fenerbahçe kalesi önüne dek birçok kez başarıyla gelen sarı-kırmızılı ekip, hatalı pas tercihleri nedeniyle fırsatları değerlendiremedi. Fenerbahçe'nin çift forvete, Galatasaray'ın ise tek forvete dönmesinin ardından sarı-kırmızılı ekip kalesinde daha fazla pozisyon görmeye başladı. Bu bölümde özellikle savunma oyuncularının etkili oyunuyla ayakta kala Galatasaray, ezeli rakibi karşısında son derece önemli bir galibiyet aldı. İkinci yarının ilk dakikalarında Semih'i de oyuna dâhil ederek forvetlerini artıran Zico, Galatasaray karşında takımının yeniden avantajlı duruma gelmesini sağlayacak golü bulmak için hamlesini yaptı. Ancak rakibinin baskılı oyunu karşısında fazla top kaybı yapan sarı-lacivertli ekip, istediği fırsatları yakalayamazken, Galatasaray'ın savunmasına ağırlık verdiği son bölümde etkisini artırdı. Ceza alanında rakip savunmayı bir türlü aşamayan Fenerbahçe, sahadan 1–0 yenik ayrıldı. Ben Beşiktaşlı olarak kardeş takımımız Galatasaray’ı kutlarım! Fenerlilere de geçmiş olsun dileklerimi iletirim! Bence hak eden kazandı. Ben de GS ‘ın kazanmasından yanaydım ve 1–0 maçı aldı! Yolun açık olsun GS… |
| Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
22/4/2008 - 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMIKişisel Egemenlikten Milli Egemenliğe Milli devlet ve tam bağımsızlık ilkeleriyle birlikte Atatürk'ün devlet anlayışının temellerini oluşturan üçüncü ana ilke, milli egemenliktir. Milli egemenlik, devlet içinde en üstün buyurma kudreti olarak tanımladığımız egemenliğin, millete ait olduğunu ifade eder. Bu anlamda milli egemenlik, kişi veya zümre egemenliği ile, yani monarşik veya oligarşik yönetim biçimleriyle kesinlikle bağdaşamaz. Tıpkı tam bağımsızlık ilkesi gibi milli egemenlik de, Atatürk'ün Milli Mücadele'nin ilk günlerinden beri açıkça ortaya koyduğu, ısrarla vurguladığı bir temel ilkedir. Daha Erzurum ve Sivas Kongreleri'nde ülke bütünlüğünün ve milli bağımsızlığımızın korunması için, "kuvayı milliyeyi amil ve iradei milliyeyi hakim (milli güçleri etken ve milli iradeyi egemen) kılmak" esasının kesin olduğu belirtilmiştir. Atatürk, Ankara'ya gelişinin ertesi günü (28 Aralık 1920) şehrin ileri gelenleriyle yaptığı görüşmede bu konuda şunları söylemiştir: "Bir millet, varlığı ve hakları için bütün kuvvetiyle, bütün fikri ve maddi güçleriyle alakadar olmazsa, bir millet kuvvetine dayanarak varlığını ve bağımsızlığını temin etmezse, şunun bunun oyuncağı olmaktan kurtulamaz... Bu sebeple teşkilatımızda milli güçlerin etken ve milli iradenin egemen olması esası kabul edilmiştir. Bugün bütün cihanın milletleri yalnız bir egemenlik tanırlar: Milli egemenlik..." Padişahlığın resmen kaldırılmasından hemen hemen iki yıl önce ve Büyük Millet Meclisi'nde padişahlık kurumuna ilke olarak taraftar çok sayıda milletvekilinin bulunduğu bir dönemde çıkarılan 20 Ocak 1921 tarihli Anayasa (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) milli egemenlik ilkesini en açık biçimde ifade etmiştir: "Hakimiyet bila kaydü şart (kayıtsız şartsız) milletindir. İdare usulü, halkın mukadderatını bizzat ve bilfiil idare etmesi esasına müstenittir. İcra (yürütme) kudreti ve teşri (yasama) salahiyeti milletin yagane ve hakiki mümessili olan Büyük Millet Meclis'nde tecelli ve temerküz eder (belirir ve toplanır)." Bu ifadelerin monarşik meşrulukla bağdaşmasının mümkün olmadığı, o an için adının konulması sakıncalı görülmüş bile olsa, Büyük Millet Meclisi Hükümeti'nin gerçekte milli egemenliğe dayanan bir cumhuriyet olduğu açıktır. Milli egemenlik ilkesi, 1924, 1961 ve 1982 tarihli daha sonraki anayasalarımızdan da temelini oluşturmuştur. Atatürk, Milli Mücadele'nin başlangıcından, kendisinin hayata veda ettiği ana kadar, her fırsatta milli egemenliği Türk toplumuna benimsetmeye çalışmış, her zaman kişisel yönetimin sakıncalarıyla milli egemenliğin üstünlüklerini çarpıcı şekilde karşılaştırmıştır. Çağdaş bir topluma ve çağdaş bir devlete yakışan yönetim şekli, ancak milli egemenliğe dayanan sistemdir. Saltanatın kaldırılmasıyla ilgili Büyük Millet Meclisi görüşmeleri sırasında söylediği şu sözler, bunun en güzel ifadesidir: "Cihan tarihinde bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osman devleti tesis eden ve bunların hepsini hadiselerde tecrübe eyleyen Türk Milleti bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında doğuştan taşıdığı kabiliyet ve kudretle yerini aldı. Millet, mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve egemenliği bir şahısta değil, bütün fertleri tarafından seçilmiş vekillerinden meydana gelen bir yüce mecliste temsil etti. İşte o meclis, yüce Meclisi'nizdir. Atatürk'e göre monarşik sistemlerde, "tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farzederlerdi. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatçiler vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu gökten inen bir emir, bir Kur'an emri gibi herkese telkin ederlerdi. Bu gayet koyu ve sürekli telkinler karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lazım gelen ve kayıtsız şartsız gerekli, gökten inmiş iradeler gibi olduğuna inanırlardı. Böyle idare ve egemenlikten vazgeçmeye rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felakettir, elbette musibettir". Atatürk'ün sözleriyle "yeni Türk devleti, bir halk devletidir. Müessesat-ı maziye ise, bir şahıs devleti idi, eşhasın devleti idi". Bu şahıs devleti, Türk toplumunun tabii gelişme sürecini tıkamış, onun gelişme potansiyelini engellemiş ve toplumu çöküntünün eşiğine getirmişti. Ülkenin kurtarılması ve toplumun tabii sürecinde ilerleyebilmesi, "eşhas devleti"nin yerini "halkın devleti"ne bırakmasına bağlıydı. Gene aynı yönde olarak Atatürk, 16 Ocak 1923'te İstanbul basın temsilcilerine şunları söylemiştir: Hadiseler ve tarihi tecrübelerimiz bize, milleti koyun sürüsü halinde keyfin, arzu ve ihtirasların ve hiçbir suretle tatmin edilemeyen menfaatlerin elde edilişine sürüklemekle mahvına yol açar mahiyete dönüşen idare tarzlarının artık memleketimizde tatbik yeri kalmadığını göstermiştir. Millet, egemenliğini değil, egemenliğin bir zerresini dahi başkasına bırakmanın sebep olabileceği felaketin, yok olmanın, hüsranın elemini her an kalp ve vicdanında hissetmektedir". Atatürk'e göre milli egemenlik, sadece padişahlığın değil, eski veya yeni bütün kişisel yönetim biçimlerinin karşıtıdır. "Türkiye devletinde ve türkiye devletini kuran Türkiye halkında tacidar yoktur, diktatör yoktur. Tacidar yoktur ve olmayacaktır. Çünkü olamaz... Bütün cihan bilmelidir ki, artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet yoktur, hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır. O da milli egemenliktir. Yalnız bir makam vardır. O da milletin kalbi, vicdanı ve varlığıdır". Atatürk, milli egemenliği yeni devlet düzenimizin temeli olarak görür. Toplum ve devlet hayatının temel değerleri, ancak milli egemenlik ilkesi altında gerçekleşebilir: "Toplumda en yüksek hürriyetin, en yüksek eşitlik ve adaletin istikrarının ve korunmasının sağlanması, ancak ve ancak tam ve kesin manasıyla milli egemenliğin kurulmuş bulunmasına bağlıdır. Dolaysıyla hürriyetin de, eşitliğin de, adaletin de dayanak noktası milli egemenliktir". Ve nihayet, milli egemenlik, çağımızın önüne geçilmez, karşı konulmaz bir akımdır: "Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, yok olur. Milletlerin esareti üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar". Atatürk'ün milli egemenlik ilkesine sadece düşünceleriyle değil, derin kişisel duygularıyla da ne kadar bağlı olduğu, annesinin ölümünden birkaç gün sonra onun mezarı başında yaptığı şu konuşmada gözlemlenmektedir: "Valdem bu toprağın altında, fakat milli egemenlik ilelebet payidar olsun. Beni teselli eden en büyük kuvvet budur... Valdemin mezarı önünde ve Allah huzurunda and içiyorum, bu kadar kan dökerek milletin elde ettiği ve belirttiği egemenliğin muhafaza ve müdafaası için icabederse valdemin yanına gitmekte asla tereddüt etmeyeceğim. Milli egemenlik uğrunda canımı vermek, benim için vicdan ve namus borcu olsun". 23 NİSAN
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, TBMM'nin 23 Nisan
1920 günü kurulmasının
onuruna, TBMM tarafından sadece Türk çocuklarına değil, bütün Dünya çocuklarına hediye edilen, her
yıl 23 Nisan günü kutlanan, Türkiye'nin milli bayramıdır. 23 Nisan, TBMM'nin açılışı ve
dolayısıyla da halkın yönetime tam anlamıyla hâkim olmasının ilk günü olduğu
için ulusal egemenlik açısından da önemli bir anlam taşır. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, tüm Dünya
çocuklarına ithaf edilmiştir. İstanbul'un
işgalinden üç gün sonra, Atatürk 19 Mart 1920 tarihinde bildiri yayımladı. Bildiride, "olağanüstü
yetkiler taşıyan bir Meclisin Ankara'da toplanacağı, Meclis'e katılacak üyelerin nasıl
seçilecekleri, seçilenlerin en geç onbeş gün içinde yapılması gereği, kesin ve
kararlı ifadelerle yer alıyordu. Ayrıca, dağılan Meclis-i Mebusan'ın üyeleri de
Ankara'daki Meclis'e katılabileceklerdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş temelleri Ankara'daki bu ilk tarihi binada
atıldı. Birinci Meclis Binası, Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın yönetim yeri olarak
pek çok tartışma ve millî kararlara sahne oldu: Bu yapı bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olarak, ilk
yılların anılarını sergiliyor. İllerde seçilen temsilciler ve Meclis-i
Mebusan'ın bir kısım üyeleri Ankara'ya geldiler. Ankara'nın o günkü şartlarında Meclis'in toplanabileceği elverişli bir bina
yok gibiydi. Sonunda, İkinci Meşrutiyet döneminde, İttihat ve Terakki Cemiyeti kulübü olarak
yapılmış tek katlı bir bina uygun görüldü. Eksik kalmış yapı tamamlandı,
okullardan toplanan ve halkın katkısıyla sağlanan eşyalarla donatıldı.
Hazırlıklar tamamlanınca, Atatürk 21 Nisan'da yayınladığı ikinci bir bildir
ile, Meclis'in 23 Nisan günü toplanacağını ve açılış töreninin nasıl
yapılacağını duyurdu. 23 Nisan
1920 Cuma sabahı erken
saatlerde, Ankara'da bulunan herkes Meclis Binası çevresinde toplandı. Halk,
kendi kaderine sahip çıkmanın coşkusu içindeydi. Hacı Bayram Câmii'nde kılınan öğle namazından
sonra, Meclis binası girişinde bir tören yapıldı. Saat 13.45'de, Ankara'ya
gelebilen 115 milletvekili Meclis salonunda toplandı. Parlamento geleneklerine göre, en yaşlı üye olan Sinop Milletvekili Şerif
Bey (1845), Başkanlık kürsüsüne çıktı ve aşağıdaki konuşmayı yaparak Meclis'in
ilk toplantısını açtı. İlk Türkiye Büyük Millet Meclisi binası açılış töreni
çıkışında Mustafa Kemal ve Kurmayları "Burada Bulunan Saygıdeğer İnsanlar, İstanbul'un geçici kaydiyle
yabancı kuvvetler tarafından işgal olunduğu ve bütün temelleri ile halifelik
makamının ve hükümet merkezinin bağımsızlığının yok edildiği hepimizce
bilinmektedir. Bu duruma baş eğmek, milletimizin, teklif olunan yabancı
köleliğini kabul etmesi demektir. Ancak tam bağımsızlık ile yaşamak için kesin
olarak kararlı bulunan ve ezelden beri hür ve başına buyruk yaşamış olan
milletimiz, kölelik durumunu son derece ve kesinlikle reddetmiş ve hemen
vekillerini toplamaya başlıyarak Yüksek Meclisimizi meydana getirmiştir. Bu
Yüksek Meclisin en yaşlı üyesi sıfatıyla ve Allah'ın yardımıyla milletimizin iç
ve dış tam bağımsızlık içinde alın yazısının sorumluluğunu doğrudan doğruya
yüklenip, kendi kendisini yönetmeye başladığını bütün dünyaya ilan ederek,
Büyük Millet Meclisi'ni açıyorum." Bu açış konuşmasında, millî egemenliğe dayalı yeni Türk parlamentosunun adı
da "Büyük Millet Meclisi" olarak konulmuştu. Bu ad herkesçe
benimsendi. Daha sonra Atatürk'ün tüm konuşmalarında yer aldığı şekliyle ve ilk
kez 8 Şubat
1921 tarihli Bakanlar
Kurulu Kararnamesinde de yazılı olarak, "Türkiye Büyük Millet
Meclisi" (TBMM) adı kalıcılık kazandı. TBMM, 24 Nisan
1920 günü yaptığı ikinci
toplantısında Mustafa Kemal Paşa'yı (Atatürk), başkanlığa seçti. Mustafa Kemal
Paşa, kendi öncülüğünde kurulan TBMM'nin başkanlığını Cumhurbaşkanı seçildiği
gün olan 29 Ekim
1923 tarihine kadar
sürdürdü. TBMM, açılışından iki gün sonra, sadece yasama değil, yürütme gücüne
de sahip olacak hukukî ve siyasî yapısını düzenleme çalışmalarına başladı. İlk meclis başkanı Mustafa Kemal Atatürk Bu düzenlemeler, TBMM'nin tam bir "güçler birliği" ilkesini
benimsediğini göstermişti. 2 Mayıs
1920'de Bakanlar
Kurulu'nun seçilmesi hakkındaki yasa çıkarıldı. 11 Bakandan oluşan "Meclis
Hükümeti", 5 Mayıs'da TBMM Başkanı Mustafa Kemal Paşa'nın başkanlığında
ilk toplantısını yaptı. TBMM'nin açılışı ile birlikte, millî egemenliğe dayalı
yeni Türk Devleti doğmuş oluyordu. Birinci TBMM'nin iki temel hedefi, kesin
zaferi kazanmak ve yeni devletin otoritesini güçlendirmek, kalıcılığını
gerçekleştirmekti. Öncelikle, ülke topraklarının yabancı işgalinden
kurtarılması gerekiyordu. 3 Aralık
1920'de Ermenistan Cumhuriyeti ile imzalanan Gümrü Barış Antlaşması, TBMM'nin yaptığı
ilk uluslararası andlaşmaydı. Böylece Doğu Cephesi
kapandı. 16 Mart
1921'de imzalanan Moskova Antlaşması ile Rusya, yeni Türk Devletini
ve Misak-ı Millî ilkelerini tanıdı. 6-11 Ocak
1921'de Birinci İnönü, 23-31 Mart 1921'de İkinci İnönü ve 13 Eylül
1921'de Sakarya Muharebesi sonucunda, 20 Ekim
1921'de imzalanan Ankara Antlaşması ile Fransızlar
savaştan çekildi. Aynı yılın sonunda İtalyanlar
da TBMM hükümetiyle işbirliğine giriştiler. 1922 yılında, Yunanistan
ve İngiltere
dışında, TBMM, tüm ülkelerle iyi ilişkiler içindeydi. TBMM Orduları, 26 Ağustos
1922'de Büyük Zaferi kazandılar. 9 Eylül'de
İzmir
kurtarıldı. 18 Eylül'de
ise Anadolu'da
hiçbir yabancı askerî güç kalmamıştı. Yeni Türk Devleti'nin bu başarıları
karşısında İngiltere de dahil olmak üzere İtilaf Devletleri ile 11 Ekim
1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı. Doğu Trakya
kurtuldu. İtilaf Devletleri, 27 Ekim'de Lozan'da barış görüşmelerinin yapılmasını kararlaştırdılar.
Uzun süren görüşmeler sonunda 24 Temmuz 1923'de imzalanan Lozan Barış Antlaşması 24 Ağustos
1923'de TBMM'de onaylandı.
Yeni Türk Devleti, böylelikle askerî, siyasî ve ekonomik özgürlüğüne kavuştu.
Egemenlik yönetme yetkisidir. Ulusal egemenlik; yönetme yetkisinin ulusta
olmasıdır. Osmanlı İmparatorluğu döneminde egemenlik
padişaha aitti.Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başladı. Savaş dört
yıl sürdü. Osmanlı İmparatorluğu'nun de saflarına katılmış olduğu İttifak Devletleri savaşta yenildi. Savaş
kurallarına göre Osmanlı İmparatorluğu da yenilmiş sayıldı. Bütün ülke
İngilizler, Fransızlar, Yunanlılar, İtalyanlar tarafından paylaşıldı. Mustafa Kemal Paşa Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başlatmak için İstanbul’dan Samsun'a 19 Mayıs
1919 günü geldi.
Samsun'dan Amasya'ya,
oradan Erzurum'a
ve Sivas'a
gitti. Sivas ve Erzurum'da kongreler topladı. Mustafa Kemal Paşa egemenliğin
ulusta olduğuna inanıyordu. Bu inançla "Ulusu yine ulusun azim ve kararı
kurtaracaktır. Tek bir egemenlik vardır, o da ulusal egemenliktir."
ilkesini öne sürdü. Yurdun dört bir yanından seçilip gelen temsilciler -
günümüzün milletvekilleri - Ankara'da 23 Nisan 1920 günü toplandılar. İlk Büyük Millet Meclisi'nin toplandığı yapı Ankara'da Ulus Meydanı'ndan
istasyona giden caddenin başındadır. Bugün Kurtuluş Savaşı Müzesi olan bu yapı
tek katlıdır. O yıllarda Türkiye yokluk içindeydi. Milletvekillerinin oturduğu
sıralar bir okuldan getirildi. Meclis gaz lambası ile aydınlanıyor, soba ile
ısınıyordu. Top seslerinin Ankara'da duyulduğu zamanlarda bile meclis düzenli
toplandı. Ulusal Kurtuluş Savaşıyla ilgili bütün
kararlar bu mecliste alındı. |
| Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
19/4/2008 - SorularınızArkadaşlar www.bloomlaeglence.blogcu.com arkadaşımız kullandığım yazı tipinin adını sorumuş!Bu yazı tipinin adı LUNA BAR ama bu bilgisayarımızda kayıtlı değil bunu indirmemiz gerekiyor!Kotayı doldurmuyor arkadaşlar!Bu siteden indirip dosyayı genişletim Denetim Masasındaki yazı tiplerine yapıştırın!İndireceğiniz adres;
www.dafont.com/luna-bar.font Sevgiler Dilekkiz ![]() |
| Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı |
| <- :: Sonraki Sayfa -> |